Sekiz kardeştiler, Anadolu’da iyi bir liseden mezun oldu. Köy Enstitülü bir öğretmenin çocuğuydu. Üniversite imtihanlarında yüksek bir puan aldı. Babası illa doktor olmasını istiyordu. Felsefe hocasından yardım istedi. O köylere ışık, yol, su götürmek istiyordu. Kitaplarda okuduğu, yaşadığı köyleri biraz değiştirebilir miyim, kırsal kalkınmayı sağlayabilir miyim, düşüncesiyle felsefe hocasını akşam eve gelip babasını ikna etmek için davet etti. Hocası babasını ikna etti ve istediği okula gitti. Fakülteye gittiğinde iki bursu kazandığını gördü. Dekan sordu, “ Oğlum şu özel sektör bursu şu kadar, bu Devlet bursu bu kadar, hangisini tercih ediyorsan bize bildir”. Özel sektör bursu Devlet bursunun 1,5 katıydı. Devlet bursunu tercih etti. İlk yıl devlet bursuyla çok rahat okudu, ancak yılsonunda askeri müdahaleye karşı yapılan boykot, Haziran ve Eylül sınavlarında da devam edince sınıfta kaldı. Bursu kesilmişti. @[803709382:Er]tesi yıl küçük bir harçlıkla büyük kente gitti, günlerce iş aradı sonunda bir sinemada teşrifatçılık işi buldu. Sırf bahşişe çalışıyorlardı. Feneri tutup millete yerini gösteriyorlardı. Zeytin ekmek ya da peynir ekmek alacak kadar ancak kazanıyordu. Sabah saat 10.00’dan gece 11.30’a kadar sinemadaydı. Okula çok az devam ediyordu. Babası bir kere para gönderdi. O babasına mektup yazdı, “Bana para gönderme”. Bu sırada o kadar çok yurt ve evde kaldı ki hangi yurt açıksa dalıyordu kapanıncaya kadar. Ucuz hemşeri otelleri, bazen gizli sinemada yatmalar. Elbiseleri falan hepsi yırtılmıştı, bir safari gömlek inatla direniyordu. Kumaş pantolonu yırtık modasının öncülerindendi. Ayakkabısının ikişer tarafı da patlamıştı. Ayağındaki ayakkabının baş tarafı ile topuğu, tabanı birbirine bağlıyordu. İkinci yılsonu Haziran sınavları başarısız geçti. Eylül sınavlarına bir sürü ders. Ortalaması düşük olsa, ya da birinden zayıf alsa okuldan atılacaktı. Sevdiği bir hocasına gitti “Hocam ben bu kadar dersi veremem, yarısına şimdi gireyim, bir 20 günlük rapor almama yardım ederseniz diğer yarısına da erteleme sınavlarında gireyim, yoksa okuldan atılacağım” hocası O’nu bir doktora gönderdi ve rapor aldı. İlk bölüm sınavlarına girdi, iyi gitmişti. Sınavlar, sinemaya devam bir film 30–40 kere oynuyordu, bazı filmlerin bütün sözlerini ezberlemişti. Bu arada geceleri gizlice sinemada yatıyordu. Otele, yurda verecek parası yoktu. 2. grup erteleme sınavları başladı, ilk üç sınav iyi geçti. Bir tek sınavı kalmıştı, ertesi gün girecekti. O gün ters bir şey oldu, sinema patronu onları topladı. “Geceleri sinemada yatanlar varmış.” dedi. “ Yakalarsam kafalarını kırarım.” Fedaisi olan adama; “ Bundan sonra arka kapıları kontrol edeceksin, içerileri dolaşacaksın ve sen kilitleyeceksin kapıları.” dedi. Halbuki O, sinema dağılırken arka kapılardan birini açık bırakıp, gece biraz dolaştıktan sonra sinemaya tekrar giriyordu. Gündüz ve gece sinema aralarında hep ders çalıştı. Gece sinema dağılınca sınava gireceği ders notları, kalemi ve kitabını aldı. Sinemadan çıktı. Gece 12.00’ye doğru döndüğünde sinemanın bütün kapıları kilitlenmişti ve gidecek hiçbir yeri yoktu ve cebinde 5 kuruş para. Sinema ile okul en az 1 saat, Kasım hava serin, gökte bulutlar var, inşallah yağmur yağmaz, bitişik fakültenin bahçesini gezdi, bir bank ve tepesinde elektrik direği, kitabı açtı okuyabiliyordu. Saat 2.00 gibi çok aç olduğunu hissetti, yakında bir yurt kantini vardı oraya gitti. Bir ışık kantinin mutfağında yanıyordu. Bir çuval içinde ekmeğe rastladı, bir tencerede soğumuş kuru fasulye suyu. Bu ekmekle bu fasulyenin suyunu yersem, hırsızlık olur mu? Aklına bir şey geldi. Bir kağıda “Turgut abi, yarım ekmekle tencerenin dibindeki kuru fasulye suyunu ben yedim.” Dedi, adını yazdı. Kağıdı Turgut ağabeyinin masasına bıraktı. Sonra ışığa baktı, çok loş bir ışıktı, burada ders çalışamazdı. Elektrikleri yaksa sıkıntı olabilirdi, çıktı, oradan banktaki kitaplarına gitti, dersine çalışmaya devam etti. Çok çalıştı, çok üşüdü, sabaha doğru uyur gibi oldu, eğer uyursa kesinlikle sınava giremeyecekti. Ertesi gün sınavı iyi gitti, bütün soruların cevaplarını yazdı. Bir hocası gelip sırtını okşadı, sırtını okşarken gömleğinin arkasında kalan dal ve yaprak parçalarını silkelediğini hissetti ve bir anlam veremedi. Sınavdan sonra sinemaya gitti ve müjdeyi aldı. Bitişik sinemada çalışan iki kişide o sinemada kalıyormuş geceleri, arkadaşları O’nun için de konuşmuşlar. O da bitişik sinemada kalabilecekti. 15 gün sonra okulda tören varmış, okul sınıf birincilerine ödül verilecekmiş. Furkan haber verdi ve O’nu özellikle çağırdı. Büyük anfide Furkan’la yan yana oturuyordu. Hoca O’nu kürsüye çağırınca kıpkırmızı kesildi. “Bu ayakkabılarla gidemem Furkan.” dedi. “Senin ayakkabılarını çıkar.” Furkan’ın ayakkabıları O’na göre küçücüktü, ayakkabının arkasına bastı, sonra “Böyle de olmaz” dedi. “ Çirkin olur, acaba ayağımdaki ayakkabıları çıkarıp yalın ayak mı gitsem” Furkan “Olmaz” dedi. “Kendi ayakkabılarınla git kürsüye.” Gitti. Hocanın yanında durdu. Gözlerindeki yaşlara hakim olamıyordu, göz yaşlarını göstermek istemiyordu. Elini yüzünü tuttu. Hoca “Arkadaşınız okul tarihindeki en yüksek not ortalamasını tutturmuştur. Kendisini tebrik ediyorum. Şu para ödülünü ve ikici sınıf kitapları için şu kadar parayı veriyorum” dedi. Hoca gözlerinden öpmek istedi. O kendini öptürmedi. Eğildi hocanın elini öptü, çünkü saçları, yüzü, gözü kir pas içindeydi. Toplantıdan çıkınca bir odacı hocanın kendisini beklediğini söyledi. “ Bir gece geç vakte kadar okuldaydım. Gece 1.00 civarında arabama gitmek için senin yanından geçtim. Sen ders çalışıyordun. Beni görmedin. Alıp bunu götürsem eve, bizim ev sıcacık orada ders çalışsın diye düşündüm. Sonra vazgeçtim. Ya yatıp uyursa, yarın hazırlıksız sınava girerse diye seni götürmedim. Eve gittim. Hanıma anlattım. Uyuyamadım, gece hep seni düşündüm. Bir ara uyumuşum hanım uyardı beni, “Dışarıda yağmur yağıyor, git çocuğu al gel.” dedi. Gece saat 4.00’dü arabama atladım geldim sana baktım. Bu semtte yağmur yağmıyordu. Sen bankın üzerinde yüzükoyun uzanmış, yazarak bir şeyler çalışıyordun, döndüm eve. Sabah senin sınav salonuna girdim, toz ve ağaç yapraklarını silktim. Sonra dosyanı inceledim, seni soruşturdum, nerede çalıştığını, ne yaptığını. Burslarında birikmiş, git onları al idareden.” Dedi. Hocanın odasından çıktı, birikmiş burs paralarını idareden aldı. Akşam trenle memleketime giderim birkaç günlüğüne. Bu paranın büyük kısmını aileme vermek lazım. Bundan sonraki bana yeter, Allahaısmarladık sinema, bitişik sinema, yırtık ayakkabılar, safari gömlek, delik pantolon, merhaba güneş, merhaba hayat! Erdoğan ÖZDEMİR .